Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

Ana Sayfa

:

İlçelerimiz

 

İlçelerimiz
Süleymanpaşa
Tekirdağ şehrinin kuruluş tarihi yaklaşık M.Ö.6 binlere kadar iner. Şehir Trakların, daha sonra sırasıyla Perslerin, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde kalmıştır. 1357 yılında şehir ve yöre Türkler tarafından fethedilerek ebediyen Türklerin hakimiyetine geçmiştir.

Şehrin ilk adı Bisanthe (Barbaros) dir. Romalılar devrinde Rhadesthus, Bizans devrinde Rodosto idi. Türkler Tekirdağ’ı fethettikleri zaman adı Rodosçuk, daha sonra Osmanlılar döneminde Tekfurdağ olarak adlandırılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise şehir TEKİRDAĞ adını almıştır.

Tekirdağ, Osmanlı İmparatorluğu devrinde, devlet merkezi olan Edirne-İstanbul gibi iki önemli şehri arasında ve sefer yolları üzerinde bulunduğundan, hemen bütün padişahların geçit ve uğrak yeri olmuştur.

Tekirdağ şehri, fethinden sonra ilk kez 31 Ocak 1878–3 Mart 1878 tarihleri arasında Rusların, II. kez Balkan Savaşı’nda 15-21 Ekim 1912 tarihli Lüleburgaz Savaşı’nda Türk ordusu yenilince 13 Temmuz 1913 tarihine kadar Bulgarların işgalinde kalmıştır.

Şehir I. Dünya Savaşı’ndan sonra 20 Temmuz 1920 günü Yunan saldırısına uğrayarak işgal edilmiş, 13 Kasım 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

20 Ocak 1921 tarihli ilk Teşkilatı Esasiye Kanununun “Türkiye, coğrafi durum ve ekonomik ilişkiler bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara ayrılmıştır.” Hükmü gereğince girişilen yeni örgütlenme sırasında Tekirdağ il olmuş, ancak Kurtuluş Savaşı’nın güçlükleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin ilanından hemen önce 15 Ekim 1923 tarihinde il merkezi olmuştur.

Birçok tarihi olaylara sahne olan Tekirdağ için ATATÜRK’ ün özel bir yeri vardır. İlimize ilk defa I. Dünya Savaşı nedeniyle 2 Şubat 1915’te 19. Tümeni kurmak üzere gelmiştir. Daha sonra 23 Ağustos 1928 tarihinde Harf Devrimini başlatmak üzere ikinci kez şehre gelmiştir.

Tekirdağ il merkezinde bir merkez ilçe belediyesi, 4 belde (Banarlı, Barbaros, Karacakılavuz, Kumbağ) belediyesi bulunmaktadır. Merkez ilçeye 55 köy bağlıdır. İl merkezinin yüzölçümü 1.111 km² dir.

Merkez ilçe idari yönden 16 mahalle (Aydoğdu, Çınarlı, Zafer, Eskicami, Ortacami, Gündoğdu, Hürriyet, Yavuz, 100. Yıl, Altınova, Değirmenaltı, Ertuğrul, Turgut, Karadeniz, Namık Kemal, Bahçelievler) 4 belde (Banarlı, Karacakılavuz, Barbaros, Kumbağ) ve 55 köyden oluşmaktadır.

İstanbul iline 130 km uzaklıktadır. Şehrin güneyinde Marmara Denizi, doğusunda Marmara Ereğlisi, kuzeyinde Çorlu, kuzeybatısında Muratlı ve batısında Malkara ile çevrilidir.

Merkez ilçe topraklarında en önemli yükseltiyi Tekir Dağlar’ı oluşturur. Tekir Dağlar’ı, Kumbağ yöresinden başlayarak Marmara Denizi’ne paralel olarak uzanır. Bu dağların en büyük yükseltisi Ganos Dağı’dır. (945 m) Bu dağ aynı zamanda ilinde en yüksek tepesini oluşturur. Şehrin doğu kesiminde yükselti daha düşük olup burada geniş düzlükler vardır. Merkez ilçe topraklarının büyük bir bölümü geniş düzlükler ve alçak tepelerden oluşur.

Merkez ilçe doğal durumu, yağış miktarı ve toprak özellikleri nedeniyle büyük akarsulara sahip değildir. Küçük akarsuların yatakları da mevsimlere göre değişir. Yazın suları azalan, bazen tamamıyla kuruyan bu akarsuların suları kışın artar.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişlidir. Orman örtüsü Tekir ve Ganos Dağlarının yüzeylerinde yer yer meşelikler bulunmaktadır. Ayrıca bazı kesimlerde az miktarda kızılağaç, karaağaç türlerine de rastlanmaktadır.

Merkez ilçenin Marmara kıyılarında Akdeniz iklimi egemendir. Kıyı şeridinde yazlar sıcak, kışlar ılıktır. Bununla birlikte Akdeniz bölgesi kıyılarından ayrı olarak kışın kar yağar. Bölgede zaman zaman esen soğuk kuzey rüzgarları ısının düşmesine neden olur. İç bölgelerde karasal iklim egemendir.

Merkez ilçe, kara ve denizyolu ulaşımının olduğu bir yerdir. Karayolu ulaşımı Tekirdağ kentinden batıya ve kuzeye yayılan 3 yoldan sağlanır. Bunlardan kuzeye çıkarak, Muratlı’dan geçen yol il merkezinin D-100 karayoluna bağlantısını sağlar. İlçenin İstanbul’a bağlantısını oluşturan kıyı (D-110) karayolu batıda Malkara - Keşan üzerinden İpsala’ya dek uzanır.

Çerkezköy
Çerkezköy ilçesi, 1877 – 1878 Osmanlı – Rus savaşından sonra kurulmuş ve buraya Çerkezler yerleştirilmiştir. Çerkezler kısa süre sonra bölgeyi terk etmişler ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler buraya yerleşerek bugünkü yerli halkı oluşturmuşlardır.

Yıldırım Beyazıd’ın Ankara Meydan Savaşı’nda Timur’a yenilip esir düşmesinden sonra şehzadeler arasında taht kavgası başlamıştır. Edirne’de bulunan en büyük şehzade Süleyman Emir’in kardeşi Musa Çelebi’ye mağlup olması üzerine Edirne’den İstanbul’a sığınmak üzere 15 kişilik mahiyeti ile kaçarken, Çerkezköy’de kardeşi Musa Çelebi’nin adamları tarafından katledilmiştir. Şimdiki Atatürk İlkokulu’nun bulunduğu yere gömülmelerinden sonra yine kardeşi Mustafa Çelebi tarafından Süleyman Çelebi’nin mezarının bulunduğu yere türbe yaptırdığı bu nedenle Çerkezköy’ün eski adının “Türbedere” olduğu bilinmektedir.

1912 yılına kadar mevcut olan türbe ve civarındaki 15 kadar mezar, Balkan Harbi’nde 9 ay Bulgarların işgalinde kaldığı sırada, işgalci Bulgar askerleri tarafından yıkılarak talan edilmiştir. Çerkezköy ilçesi 29 Ekim 1922’de düşman işgalinden kurtarılmış. 1 Nisan 1938’e kadar Saray ilçesine bağlı bucak merkeziyken bu tarihte ilçe olmuştur.

Çerkezköy ilçesi, doğu ve güneyde İstanbul ilinin Çatalca ve Silivri ilçeleri ile güneybatıda Çorlu ilçesi, batıda Kırklareli’nin Lüleburgaz ve kuzeyde Saray ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 326 km² ‘dir.

Toplam nüfus artış hızı itibariyle Çerkezköy ilçesi Tekirdağ ili içinde ilk sırada yer almaktadır. Nüfus yoğunluğu itibariyle de km²’ye düşen kişi bakımından da en yoğun olan ilçedir

Çerkezköy ilçesi idari yönden 4 mahalle (İstasyon, Fevzi Paşa, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Gazi Osman Paşa), 4 belde (Karaağaç, Kapaklı, Veliköy, Kızılpınar), 5 köyden oluşmaktadır.

İlçe toprakları Ergene havzasındaki hafif engebeli düzlüklerden oluşur. Tekirdağ’ın doğu kesiminde bulunan Çerkezköy yöresinde Istranca Dağları’nın uzantıları ile arazi engebelenir. Bu kesimlerde yükselti batıya göre daha düşüktür. Yöre topografyası Büyükyoncalı-Bahçeağıl ve Çerkezköy-Velimeşe doğrultusunda uzanan 50-150 m, iki vadi tabanı dışında ise ortalama 150-200 m ve yer yer daha fazla yükseltilerle belirlenmektedir. Tüm yerleşiminin 150-200 m altındaki katlarda yer aldığı ve yüksekçe yerlerinde orman, tarım ve mera alanı olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çerkezköy alanı genellikle kalkersiz kahverengi toprak türlerinden oluşmaktadır. Çorlu deresi vadisi boyunca uzanan topraklar alüvyal topraklardır. Kalkersiz kahverengi orman toprakları yörenin kuzey ve doğusunda ormanlarla kaplanmıştır. Diğer kahverengi toprakların çoklukla kuru tarım ve yer yer mera olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çerkezköy ilçesinde, Çorlu deresinin güneyinde yer alan Kızılpınar ve Veliköy yerleşmesinin toprakları alüvyal topraklar olup, bölgede her türlü bitkiyi yetiştirmeye elverişli, drenajı iyi olan kolay işlenebilir niteliktedir.

Çerkezköy ilçesi, Trakya ikliminin belirgin özelliklerinin etkisi altındadır. Genel olarak yazlar sıcak, kışlar ılık geçmektedir.

Tekirdağ il merkezine 56 km, İstanbul’a ise 110 km. uzaklıktadır. Çerkezköy’e ulaşım karayolu ve demiryolu ile yapılmaktadır. Çerkezköy ilçesi Kınalı Ayrımı-Çerkezköy-Çorlu yolu ile Çerkezköy-Saray-Vize-Kırklareli yollarının kavşak noktasında bulunmaktadır. Ayrıca Beyciler-Çerkezköy bağlantı yolu ile TEM’e bağlanmaktadır. Çerkezköy için önem taşıyan TEM bağlantı yolu, ilçenin İstanbul metropolü ile ilişkisini kuvvetlendirmektedir.

Çerkezköy ilçesinde demiryolu bağlantısı İstanbul–Edirne–Avrupa demiryolu ile sağlanmaktadır. Çerkezköy istasyonu önemli ihracat istasyonlarından biridir. Ayrıca İstanbul–Çerkezköy elektrikli banliyö hattında 1996’dan beri yolcu taşınmaktadır.

Çorlu
Çorlu, tarihin çeşitli dönemlerinde Makedonya, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. Zaman zaman Hun, Avar ve Peçenek akınlarına da maruz kalmıştır. Ayrıca İstanbul üzerine çeşitli seferler düzenleyen Arap ordularının istilasına da uğramıştır.

Ortaçağda burada Bizans’ı korumak için kullanılan Thzolous (Trizallum) kale kentinin bulunması İstanbul yolu üzerinde yer alan Çorlu’ya askeri bir önem kazandırmıştır

Çorlu’nun adı ile çok değişik ifadeler mevcuttur. Eski atlaslarda şehrin adı Thzolous, Trizallum şeklinde geçmektedir. Bizans döneminde peyniri meşhur olduğu için Peynir Kasabası anlamında “Tribiton” adı verilmekte, bazı eserlerde “Sirello” şeklinde geçmektedir. Halk arasında Çorlu adının, çorak, işe yaramaz anlamındaki “Çor” veya “ Çur ” ’dan kaynaklandığı, şehrin Türkler tarafından alınışı sırasında zorluklarla karşılaşıldığından zor kelimesine benzetme yapılarak “Çor “ ‘dan geldiği ifade edilmektedir.

Çor veya Çur terimi eski Türk boylarında yüksek bir rütbe veya unvan olarak kullanılmaktaydı. Çor veya Çur’dan Çorlu şehrinin adı çıkmıştır.

Çorlu 1357’de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa ve Orhan Gazi’nin ölümleri üzerine tekrar Bizans egemenliğine geçen Çorlu, 1361’de kesin olarak Türklerin hakimiyetine girmiştir.

Şehzade Selim ile II. Beyazıt Çorlu yakınlarındaki Uğraşdere’de karşılaşmış ve Şehzade Selim babasının kuvvetleri önünde yenilmiştir.

1512’ de tahtını oğluna bırakan II. Beyazıt, Dimetoka Sarayı’na giderken Çorlu Konağı’nda ölmüş. Daha sonra Yavuz Sultan Selim de İstanbul’dan Edirne’ye giderken 21 Eylül 1520’ de aynı topraklarda ölmüştür.

Eylül 1676’da ise Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karabiber Çiftliği’nde vefat etmiştir.

18. yüzyılda Kırım’dan uzaklaştırılan hanzadelerin ve Girayların sürgün yerlerinden biri Çorlu olmuştur.

Çorlu 1830’da Rumeli Beylerbeyliği kaldırılıp, Edirne vilayeti kurulunca, Çorlu bu vilayetin Tekirdağ sancağına bağlı bir kazası haline getirilmiş. 1870’te vilayetler örgütünün ıslahı sırasında durumunu olduğu gibi korunmuştur.

1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı, bunu izleyen Balkan ve l. Dünya Savaşlarında, elden çıkan topraklardan başlayan göçler, Çorlu’nun nüfus ve yerleşme yapısını büyük ölçüde değiştirmiştir. 1934’de Romanya ile anlaşılarak 50.000’ e yakın Türk, ülkeye getirilmiştir. Çorlu’da bir mahalle “Reşadiye Mahallesi” bu göçmenlerin yerleşmeleri için ayrılmıştır. Yine 1989–1990 yıllarında Bulgaristan’da yerlerinden oynatılan soydaşlarımızdan 15.000 kadarı Çorlu’ya yerleşmiştir.

Çorlu 1876’da geçici olarak Rusların eline düşmüştür. 1912–1913 Balkan savaşlarının I. devresinde Osmanlı Doğu Ordusu Kumandanlığı karargahı Çorlu’da idi. 5–6 Aralık 1912 Balkan Savaşı’nda Bulgarların eline geçmiş. Balkan savaşlarının II. devresinde Edirne’ye doğru ilerleyen Türk Ordusu tarafından 15 Temmuz 1913’de kurtarılmıştır.

25 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğrayan Çorlu 15 Ekim 1922’de bu işgalden kurtarılmıştır.

Çorlu ilçesi, idari yönden 12 mahalle (Hatip, Hıdır Ağa, Nusratiye, Kazımiye, Reşadiye,Muhittin Sağlık, Silahtar Ağa, Cemaliye, Şeyh Sinan, Camiatik, Kemalettin.), 5 belde (Ulaş, Velimeşe, Marmaracık, Misinli, Yenice), 17 köyden oluşmaktadır.

Çorlu’da şehirleşme 1970’lerden itibaren hız kazanmıştır. Çorlu özellikle 1990 sonrası, hızla artan bir sanayi ile Türkiye’de en fazla göç alan yerlerden biri haline gelmiştir.

Tekirdağ iline 38 km uzaklıkta olan Çorlu, Ergene havzasında ve Trakya’nın merkezi bir yerinde, plato yüzeyinin üzerindeki düzlükte yer alır. Doğudan Silivri, Muratlı ve Lüleburgaz ilçeleri ile çevrilidir. Güney de ise; Marmara Denizi ve Marmara Ereğlisi bulunmaktadır, Yüzölçümü 899 km²’dir.

Çorlu’nun denizden yüksekliği 193 m’dir. Yıldız Dağlarının uzantısı halinde sokulan sırtlar, Çorlu’nun en yüksek kesimini oluşturur. Çorlu arazisinin büyük bölümü Ergene havzası içinde yer alır. Çorlu Yıldız (Istranca) Dağlarından aşınan ve akarsulardan sürüklenen tortuların depolandığı bir dolgu bölgesidir. Ayrıca bu bölge, Ergene Havzası ile Marmara kıyı şeridi arasındaki su bölümünün ayırım sınırıdır.

Çorlu, Karadeniz ile Akdeniz arasında yer aldığı için bu iklim bölgelerinin etkileri altındadır. Kuzeyden inen soğuk hava kütleleri ile güneyden, Akdeniz ve Ege’den gelen nemli-ılık hava akımları bölge iklim yapısını etkiler. Kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir.

Arazinin düz olması kara ve demir yolu ulaşımına büyük kolaylık sağlamaktadır. İlk çağlardan beri yoğun biçimde kullanılan İstanbul-Edirne (D-100) karayolu hala işlek bir şekilde kullanılmaktadır.

1993 yılında tamamlanan ve 1994 yılında Çerkezköy yolu üzerinde bağlantısı sağlanan TEM otoyolunun hizmete girmesiyle İstanbul-Çorlu arası oldukça kısalmıştır.

İstanbul-Edirne demiryolunun inşaatına 1869’da başlanmış: yol 1888 yılında sefere açılmıştır. Bütün Trakya’yı katederek İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun Çorlu sınırlarında kalan uzunluğu 20 km’dir.

8 Ağustos 1998 günü açılışı yapılan Çorlu Sivil Hava Alanı, Atatürk Hava Limanı’nın yükünü oldukça hafifletmeyi amaçlamıştır.

Hayrabolu
Hayrabolu, Trakya’nın en eski kasabalarından biridir. Eski adı Chariupolis (Rüzgarlı şehir), bugünkü adının ise fetih sırasında ölen kale komutanı Hanripol’dan ya da “fethin hayrı boldur.” deyiminden geldiği ileri sürülmektedir.

Trakların yerleşim alanlarından biri olduğuna dair belirgin bazı işretlerin bulunduğu İncirlik yurt yeri Hayrabolu’ya 9,Kabahöyük köyüne 2 km uzaklıktadır.

İlçe,tarih çağları boyunca Makedonyalıların, Hun, Avar, Peçenek, Bulgar gibi Türk boylarının akınlarına ve Roma Bizans imparatorluklarının idaresinde bulunmuştur.

Hayrabolu Türkler tarafından 1357 yılında fethedilmişse de bir süre sonra elden çıkmıştır. Hayrabolu 1368 yılında Sultan Murat tarafından son kez ve kesin olarak Bizansın elinden alınmıştır. Bu tarihten sonra Hayrabolu’ya Anadolu’nun muhtelif yerlerinden, bilhassa da Karasi, Sivas, Kayseri ve Ermenek’ten Türkler getirilip yerleştirilmiştir.

Türklerin Trakya’yı almalarını sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler gelir. Birçok tarihi kayıtlarda Yörüklerin Sultan Orhan devrinden başlayıp (1324-1362) Fatih Sultan Mehmet’e kadar geçen zamandan süre gelen akınlarıyla, Trakya bölgesinin tamamıyla birlikte Hayrabolu’nun da Türkleştirildiği görülmektedir.

Yörüklerin en büyük beyleri Tekirdağ, Hayrabolu ve Çorlu’da otururdu. Bir ara Tekirdağ’da Yörük ocaklarının 419’a kadar ulaştığı tarihi kayıtlarda bulunmaktadır. Osmanlılar döneminde Hayrabolu’ya çok sayıda Türk boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu nedenle de bir çok yerleşim birimi ve köylerin adı ,bu boylardan gelmektedir.

Hayrabolu’ya Anadolu’dan gelen şeyhler ve ahiler de bulunuyordu.(Sarban Ahmet, Balıklı Baba, Üveysi Baba, Gül Baba...) Sarban Ahmet, Irak seferine giderken ilk Türk tarikatı olan Melami Tarikatı liderlerinden ve kurucularından Pir Ali Sultan ile Konya’da tanışıp ondan etkilenmiş, 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman fermanı ile Hayrabolu’da dergâhını açmıştır. Dergâh 1888 yılında Abdülhamit’in talimatı ile bir de harem dairesi yaptırılarak tekrar açılmıştır.

Hayrabolu’nun sefer yolu üzerinde bulunuşu nedeniyle uzun yıllar, özellikle Kanuni devrinde at ve develerden kurulan savaş ikmal kollarına kışlak olmuştur.

Fetihten sonra Cerman Sancağına bağlanmış bir bucak merkezi iken 1849 yılında Tekirdağ’a bir ara (1866-1867) Lüleburgaz’a bağlanmışsa da 1867 yılında müstakil kaymakamlık haline gelen Hayrabolu 1868 de ilçe olmuş, Tekirdağ’ın il haline gelmesinden sonra da Hayrabolu Tekirdağ’ın ilçesi olmuştur.

Hayrabolu 1829 ve 1878’de Rus,1912’de de Bulgar işgaline uğramıştır. 1. Dünya savaşından sonra önce müttefiklerin sonra da Yunanlılar’ın işgaline maruz kalmış ve 14 Kasım 1922’de düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Hayrabolu ilçesi merkezi idari yönden 4 mahalleden (Aydınevler, Hisar, İlyas, Kahya) meydana gelmektedir. Hayrabolu ilçesinde biri ilçe merkezi ikisi de beldelerde (Çerkezmüsellim, Şalgamlı) olmak üzere üç belediye teşkilatı vardır. İlçeye 46 köy bağlıdır.

Tekirdağ iline 52 km uzaklıkta olan Hayrabolu’nun kuzeyinde Kırklareli, batısında Edirne, güneyinde Tekirdağ, doğusunda Muratlı bulunmaktadır. Toplam yüz ölçümü 1037 km² ‘dir. Bölgenin en verimli topraklarına sahıp olan Hayrabolu, il merkezinin kuzey batısında Ergene havzasında, Hayrabolu deresi vadisinde kurulmuştur.

Arazisinin %60’ı ova, % 35’i hafif engebeli olup %5’i orman örtüsüyle kaplıdır. İlçenin deniz seviyesinden en yüksek yeri 269 metreyle Kabahöyük tepesidir. Hayrabolu’nun batı kesimleri Ganoz (Işıklar) dağının alçak olan kuzeybatı uzantıları engebelidir. Bunun dışındaki alanlar ise çok parçalanmamış ve yer yer dalgalı düzlüklerden oluşan bir plato niteliğindedir.

İlçe Topraklarının sularını Ergene ırmağının önemli kollarından Hayrabolu deresi toplar. Güney- Kuzey yönünde akan Hayrabolu deresi Hayrabolu ilçe merkezinden geçer ve kuzeyde Ergene ırmağına dökülür.

Hayrabolu’da Trakya geçit iklimi görülür. Kışları kar ve yağmur yağar, yazları az yağışlıdır. Kuru soğuklarıyla ünlü olan ilçenin en soğuk zamanı –10 derece olarak tespit edilmiştir.

Edirne demir yoluna Alpullu istasyonundan 19 km’lik kara yolu ile bağlanmaktadır. Aynı yolun uzantısı D-100 karayoluna ulaşır.

Malkara
Tarihi kaynaklar Pers Kralı Kserkes (Kayhüsrev) zamanında Yunan şehirleri ile yapılan savaşlar (Pers savaşları) sırasında, Malkara’ya çok yakın olan Gürgen bayırı denilen yerde bir kalenin yapıldığı söylenmektedir. Bu kale civarında birçok yılan bulunduğundan, bu kaleye Farsça Margar ve Margaar adı verilmiştir. Malkara sözü, yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.

Malkara’nın çeşitli tarihi dönemlerde adı birçok değişiklerle günümüze gelmiştir. Margar-Margaar (İran’lılar), Megalo Hora (Bizanslılar), Megalo Goro, Migalgara, Maalgara ve en son şekli ile Malkara adını almıştır.

Türkler, Gazi Süleyman Paşa’nın emrindeki güçlerle Rumeliye geçmişlerdir (1353-1356). Bu sırada Hacıilbey, Lala Şahin, Balaban Bey, Küçükhıdır Bey, Evrenbey, Hacısungur Bey, Müstecep Bey gibi ünlü komutanlar öncülüğünde Tekirdağ, Vize, Keşan, İpsala ve Çorlu şehirleri hızla fethedilmiştir. Kaynaklar bu arada Malkara’nın da alındığını yazmaktadır. 1360’lı yılların başında Bizanslıların saldırıları sonucunda birçok yer gibi Malkara’da elden çıkmıştır. Ancak l. Murat, bölgede duruma hakim olunca, daha önce elden çıkan yerler, Malkara’da dahil bölge kesin olarak Türklerin eline geçti.(1363) Malkara’yı feth eden komutanın da Hacı İl Bey olduğu bilinmektedir.

Malkara’nın kesin olarak Türklere geçmesinden sonra, Osmanlıların iskan politikasına uygun olarak Anadolu’dan getirilen Yörükler, Malkara ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu arada, Ankara ve Çankırı dolaylarından getirilen bazı ahi grupları da Malkara'ya yerleştirilmişlerdir. Malkara ve civarına yerleştirilen Yörüklerin büyük bir bölümünün l. Mehmet (Çelebi) döneminde (1402-1421) Saruhanlı Beyliğinin yörükleri oldukları bilinmektedir. Bunlar; Konya, Aydın ve Muğla çevrelerinden getirilerek yerleştirilmişlerdir. Başlarında da ünlü Paşayiğit bulunmaktaydı.

İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından sonra, Malkara’nın Balkanlara yapılacak seferler sırasında önem kazandığı görülür. Fatih döneminde Malkara, daha sonraları “ Evlad-ı Fatihan ” adıyla anılan akıcıların merkezi olacaktır. Paşayiğit’in soyundan Turhan Bey, yaşadığı dönem içinde Malkara’nın gelişmesini sağlamış, bu dönemde Malkara oldukça gelişmiştir. Zira, akıncı birliklerinin tüm ihtiyaçları buralardan karşılanmaktadır. Fatih döneminin önemli akıncı beylerinden, Ömer Bey’in kabri de (1488) Malkara’da bulunmaktadır.

Yükselme döneminde, Edirne-Belgrat önem kazanınca Malkara eski önemini yitirir, gibi görünür. Ancak bu sırada ünlü devlet adamlarının ve komutanlarının sürgün yeri olarak önemini devam ettirir. Bunlar arasında Hadım Süleyman Paşa (1548), Koca Sinan Paşa ünlü Osmanlı Vezir-i Azamıdır (1596), Sadrazamı Sofu Mehmet Paşa (1469), Hüsrev Mehmet Paşa, Melek Ahmet Paşa, Boynu Eğri Mahmut Paşa, Hacı Evhat, (1524’lerde Kanuni’nin özel öğretmeni), Bedri Mustafa Paşa bulunmaktadır.

Büyük Gezgin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Malkara’ya da yer vererek Malkara’nın 1.150 haneden oluştuğunu, evlerin kiremit örtülü, bakımlı bir şehir olduğunu belirtir.

Malkara, 1828 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ilk defa işgale uğramıştır. 1878 Osmanlı-Rus Savaşında da Tekirdağ işgale uğrayınca Malkara’da önemli göçlere sahne olmuştur. Malkara, tarihin en kötü günlerini Balkan Savaşı sırasında yaşamıştır. 9 Kasım 1912’de Bulgarlar tarafından işgale uğramıştır. Yerli Bulgar ve Rumların da işbirliği ile 500’den fazla kadın, erkek ve çocuk şehit edilmiştir. Katledilen insanlar, toplu olarak gömülmüşlerdir. İşgal 8.5 ay sürmüş, bu arada şehir yağma edilmiş, yakılmış, yıkılmış, 14 Temmuz 1913’te Mustafa ve Enver Paşa’nın birlikleri tarafından şehir harabe halinde kurtarılmıştır.

Malkara son kez l. Dünya Savaşı sonunda 20 Temmuz 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, 11 Ekim 1922’de sağlanan ateşkes uyarınca 14 Kasım 1922 tarihinde Yunanlıların şehri boşaltmasıyla kurtulmuştur.

Malkara 1870 yılına kadar Gelibolu’ya bağlı kalmış bu tarihte Edirne vilayetine bağlı Tekfurdağ Sancağına (Tekirdağ) bağlanmıştır. Bazı kayıtlara göre de Malkara 1880 yılında ilçe olmuştur.

Malkara ilçesi idari yönden 4 mahalle (Camiatik, Hacıehvat, Yenimahalle, Gazibey) 3 belde ve 70 köyden oluşmaktadır. Malkara ilçesinde biri ilçe merkezi, üçü kasaba (Sağlamtaş, Kozyörük, Balabancık) olmak üzere dört belediye teşkilatı vardır.

Malkara ilçesinin nüfusu ile ilgili olarak arşiv kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde 1455 yılında hane sayısının 789 olduğu, nüfusunun da 3.990 civarında olduğu anlaşılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında nüfusu 3084, 3. Mehmet döneminde ise nüfusunun 2.835 civarında olduğu görülmektedir. 1831 yılında yapılan ilk gercek nüfus sayımında toplam nüfus 5.778’dir.

Tekirdağ iline 56 km. uzaklıkta olan Malkara’nın kuzey batısında Uzunköprü, kuzey doğusunda Hayrabolu, güney doğusunda Şarköy, güneyinde Gelibolu, batısında ise Keşan bulunmaktadır.1.149 km2‘lik yüzölçümü ile Tekirdağ ilinin toprak alanı en geniş ilçesidir.

İlçede yüksek dağlar, vadiler yoktur. Genelde toprakları, aşınmış, tepelerden yarı ova özelliği gösteren plato görünümündedir. Tekirdağ ilinin en önemli dağı olan Tekir Dağları Malkara’ya 25 km. mesafededir. Bu dağlar, ilçemizin güney bölümünde, Tekirdağ-Gelibolu istikametinde uzanırlar. İlçenin sınırları Çimendere köyü yakınında son bulur. Ganos dağı, Tekir sıra dağlarının en önemli yükseltisidir. Malkara’nın yüzey şekilleri nedeni ile büyük akarsuları yoktur. Barajları ve göletleri besleyen dereler vardır.

İlçe; kara iklimine sahip olup, kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yazlar da, genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 500 milimetredir.

Malkara, Tekirdağ il merkezinin 58 km batısındadır. Tekirdağ’dan Yunanistan’a ulaşan D-110 karayolu üzerindedir. İlçenin, İstanbul- Tekirdağ –Çanakkale-Edirne-Kırklareli gibi il merkezleri ile yol bağlantısı bulunmaktadır.

Marmaraereğlisi
Gerek coğrafi konumu, gerekse Perinthos adında bulunan -nt- çift sessiz harfi dolayısıyla burada koloni kurulmazdan önce de yerleşimlerin olabileceği olasılığını ortaya koymaktadır. Perinthos ‘a çok yakın iki tarih öncesi yerleşmesinde, Kamaradere ve Toptepe Höyüğünde İ.Ö.4300 yıllarına tarihlenen buluntular bulunması bu savı arkeolojik olarak belgelemektedir.

Antik çağlardaki ismi ile Perinthos’un adının kökeni ve tarihi hakkında çeşitli tartışmalar vardır. Tarihçi Heredot Perinthos’un adının kökeni ve tarihi hakkında tartışmalar vardır. Tarihçi Heredot Perinthos’un bir Trak kalesi olduğundan ve Perinthosluların saldırılarda özgürlüklerini yiğitçe savunduklarından bahseder.

Antik kaynaklar ve Arkeolojik belgelerden edinilen bilgilere göre İ.Ö.600 yıllarında Samoslu kolonistlerce kurulmuştur. Trakyanın ticarete atılmasından sonra kurulan kent iki doğal limana sahip olmasından dolayı bütün çağlarda önem kazanmıştır. Perinthos’un kuruluş efsanesinde Herakles (Herkül)ve elinde meşalesiyle Artemis yer alır. Bu nedenledir ki İ.S.2. yy.dan sonra ismi HERAKLEİA olarak değişir. (Anadoludaki bütün Heraklia kentleri günümüzde Ereğli olarak adlandırılmıştır. Örneğin: Konya Ereğlisi ve Karadeniz Ereğlisi).

Kuruluşundan kısa bir süre sonra İ.Ö.570 yılları civarında Selymbria (Silivri) koloni kentini kuran Megalılar Perinthos’u ele geçirmek ister. Ancak başarılı olamazlar. Bu sırada doğudan gelen başka istilacılar vardır. Pers kralı Dareus İ.Ö.514-513 yıllarında Tuna’nın kuzeyindeki İskitlere karşı yaptığı seferi sırasında Trakya’yı Pers hakimiyeti altına alır. Bu sırada Perinthos’ta Pers egemenliğine girmiştir. Perslerin İ.Ö. 476-475 yıllarında Kimon tarafından yenilgiye uğratılarak Trakya’dan çekilmelerinden sonra Perinthos yeniden bağımsızlığını kazanır.

Bu tarihten Makedonya saldırısına kadar kent hakkında fazla bilgi yoktur. Makedonya kralı II.Philip Heraion Teichos’a (Bu günkü Karaevli köyü altı, Çitlenbik deresinin denizle birleştiği alan) kadar olan bölgeyi Odyris Kralı Kersepleptesi yenerek zaptetmişti. İ.Ö.341 (Karaevli altında 1997 yılında Tekirdağ Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazıda bulunan kıralın büyük bir olasılıkta Kersepleptes olduğu tahmin edilmektedir.) II. Philip Perinthos’u kuşatmasına rağmen, bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak II.Philip’in oğlu Büyük İskender daha sonra Perinthos’u egemenliği altına almıştır. Perinthos’ta Büyük İskender döneminde (İ.Ö. 336-323) darphane kurulmuş, Büyük İskender bu darphanede kendi adına sikke (madeni para) bastırmıştır. Daha sonra kent Romalıların müdahalesiyle bağımsızlığını kazanmıştır.

İ.Ö. 72 yılında Orta Karadeniz kıyılarına hakim olan Pontus kralı Mithridates batıya doğru ilerlemiş bir çok batı kentlerini ele geçirdikten sonra Perinthos’u da kuşatmış ancak almayı başaramamıştır.

İ.S. 19 yılında Roma İmparatoru Tiberius Trakya’ya Vali göndermeye başlamıştır. Böylece Trakya Romaya bağımlı bir devlet haline gelir. İ.S.46 yılında İmparator Cladius, Trakya kraliyet sülalesini bertaraf ederek Roma eyaletini kurar. Roma döneminde eyalet valisinin ikametgahı perinthos’tur. Kapsamlı bir ticaret ve gelişmiş ekonomisiyle büyük sahil yolu üzerindeki konumu ve limanları ile Perinthos Marmara denizinin kuzey kıyısındaki en önemli koloni kentidir. Askeri açıdan çok önemlidir. Özellikle üzerinde bulunduğu yollar sayesinde önemi artmıştır. Roma çağında “Viva Egnatia” adı verilen ve Adriyatik kıyısındaki Dyrrachium’dan başlayıp Byzantion’a (İstanbul) ulaşan sahil yolu ile Singidunum’dan (Belgrad) başlayıp Perinthos’ta sona eren ordu yolu üzerindedir. Romalı askerler Marmara’nın Güney Sahillerine Perinthos’tan kalkan gemilerle ulaşmaktadırlar.

İ.S.196 yılında Roma İmparatorluğu ile Byzantion arasında çıkan anlaşmazlıkta Perinthos Romanın saflarında yer almıştır. Çıkan savaşta Byzantion yenilince Roma İmparatoru Septimus Severus Byzantion’u köy statüsüne indirerek eyalet merkezi olan Perinthos’a bağlamıştır. Bu savaş anısına Septimus Severus Büyük bir heykelini Perinthos’a diktirmiştir. Bu dönemde Perinthos oldukça hızlı gelişmiştir.

İmparator Aurelian’ın ölümünden sonra (İ.S. 3 YY.) Perinthos’un ismi Heraklia (Herakles’in Kenti) olarak değiştirilmiştir. Daha öncede belirttiğimiz gibi bütün Heraklia kentleri bugün EREĞLİ olarak anılmaktadır.

İ.S. 4-5. YY.da Heraklia halı dokuma yeri olarak ün salmıştır. Roma İmparatorluğunun İ.S.395 yılında ikiye ayrılmasından sonra başkentin Kostantinapol olmasıyla önemini giderek yitirmeye başlamıştır.

Bizans İmparatoru Anastasius (491-5189 Justinianus 8527-565) zamanlarında Heraklia büyük bir onarım ve yeni yapılaşma yaşamış ve bir kez daha önem kazanmıştır. Bu dönemlerde Perinthos’un dini bir piskaposluk merkezi olduğu yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir. Ayrıca Dr.Nuşin Asgari ve Tekirdağ Müze Müdürlüğü tarafından yapılan sur içi kazılarında bu döneme ait iki büyük Bazilikanın bulunmasıyla bu durum yazılı belgeler ve kalıntılarla birlikte kanıtlanmıştır.

4.5 ve 6. YY. da kentin nüfus yoğunluğunun çok olduğunu belirleyen bir başka belgede, yine son yıllarda Tekirdağ müze Müdürlüğünce saptanan ve bir kısmında kazı yapılan kaya mezarlarıdır. Zeminin kumtaşı olması nedeniyle Marmaraereğlisinin kuzey doğu ve batı kesimi o dönemde büyük bir mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Bu dönemde Perinthos’un su sorunu, bu gün Veliköy beldesinin güney doğusunda yer alan Çukurçengel su kaynaklarından elde edilen suyla sağlanmıştır. Su kaynaklarının bulunduğu bölgede havuzlar ve kanallar yaparak sonra da pişmiş topraktan yapılan su künkleriyle su Perinthos’a kadar taşınmıştır. Bu gün dahi Marmaraereğlisinde iki adet çeşmenin suyu bu su kaynaklarından gelmektedir.

Bugünkü yoğun yerleşmenin altında kalan antik şehir çok büyüktür; Sadece Akropolün uzunluğu yaklaşık 1.5 km.’yi, genişliği 500 m’yi aşmaktadır. Doğu – Batı doğrultusunda uzanan yüksek bir yarımada olan bu Akropol’ün kuzeyinde Perinthos koyu ve limanı, kuzey batı eteklerinde ise yaygın bir aşağı şehir kesimi ve bu şehri kuzeyden geniş bir Nekropol alanı çevreler. Akropol’ün kuzeyi ve batısını, bir de aşağı şehri çevreleyen surlar Perinthos’un en belirgin kalıntısıdır. Akropol’ün1/3’ü askeri bölge içinde kalmaktadır. Akropol’ün güneyinde Bizans kaya mezarları yer alır. Kuzey doğuda Mola Burnu içinde yer alan limanın içi bugün dolmuş ve sığlaşmıştır. Burundan çıkan dirsekli mendireği ise denizin içinden Kılkaya Fenerine kadar izlemek mümkündür.

Akropol’ün üzerindeki antik yapıları doğudan batıya sıralayacak olursak Mola Burnu’nun kuzey yamacında tonoz geçitli bir tuğla yapı kalıntısı, Akropol’ün güney yamacında bir tiyatro yeri, ortalarında bir yapının çift tonozlu terası, batı ucunda büyük bir Bizans Kilisesi’nin kalıntısı, güney batı yamacında ise Bizans yapı kalıntısı görülür.

Marmaraereğlisi Koyunu kuzeyden Kamara dereden başlayarak şehri bir yarım ay şeklinde Nekropol çevirmektedir. Bu Nekropol’de arkaik çağdan itibaren Bizans çağı içlerine kadar uzun bir zaman süresince çeşitli tipte mezar stelleri, lahitler, mezar sunakları ve mezar anıtları kullanılmıştır. Bunlardan ortaya çıkarılanlar Tekirdağ Müze Müdürlüğü’nde ve Marmaraereğlisi içinde yer alan açık hava müzesi olarak ayrılan alanda koruma altına alınmışlardır.

Şehrin kuzey batısındaki düzlükte antik su yolu kalıntısı ve Osmanlı su terazisi ile çeşme şehrin İstanbul girişindeki yolda toprağın yüzeyinde izlenebilen antik duvar kalıntıları da yer almaktadır.

Aşağı şehir surlarının üstünde inşa edilmiş olan “Konstantin’in Evi”olarak adlandırılan Konstan evi Rum Evi bulunmaktadır.

Evin güneyinde Akropol’ün hemen altında yaklaşık 220 m. uzunlukta stadion yer almaktadır.1986 yılında yapının Krypthoportikus denilen alt geçidin anıtsal giriş kapısının yeri tespit edilmiş ve 1987 yılında yapılan kurtarma kazısıyla da ortaya çıkarılmıştır. Akropol tepesinin kuzey yamacında St. George Kilisesi bulunur.

Marmaraereğlisi’ndeki taşınmaz kültür varlıkları Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.1.derece Arkeolojik sit alanları yeni yapılanmaya kapalı olup 2.ve 3. derece arkeolojik alan ilan edilen bölgelerde Müze denetiminde inşaat yapılmaktır.

Tekirdağ ile Marmaraereğlisi arasında bulunan ve Marmaraereğlisine 5 km. uzaklıkta Toptepe Höyüğünde yapılan kurtarma kazısında önemli buluntular ortaya çıkarılmıştır. Eski bir yerleşim yeri olan Toptepe’de Tekirdağ Müze Müdürlüğü ve İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Prehistorya bölümünden Doç.Dr.Mehmet ÖZDOĞAN ile birlikte yapılan kurtarma kazısında Kalkolitik çağa ait önemli veriler bulunmuştur.

Marmaraereğlisi Trakya’nın Efes’i durumundadır. Toprak altındaki şehir ortaya çıkarıldığında turizme büyük hizmet edilmiş olacaktır.

Marmaraereğlisi’nin kuzeyindeki düzlük ve sırtların üzerinde 8 tümülüs bulunur. Çoğunlukla sivri konik biçimli olan ve yığma tepelerin çevresinde krepis yoktur. Hiç birinde (Tümülüs) mezar odası görülmemekle beraber, hemen hepsinin üzerinde ellenmiş olduklarını belirten büyük ya da ufak göçmeler bulunmaktadır. Tümülüsler kuzeyden güneye, deniz kıyısına dikey üç sıra halinde dizilmişlerdir.

Batıdaki sıra; Kukunartepe, Kalemistepe, ortadaki sıra; Çiçeklitepe, Yılmatepe, Miltepe, Doğudaki sıra küçük Metristepe, Büyük Metristepe ve Bekçitepedir.

Çorlu yolu üzerinde Omurca çiftliğinde Rumlardan kalma büyük bir şaraphane, kilise ve sarnıç yer almaktadır.

1876-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında kısa bir süre bölge Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Teşkilatlı limanı ve feneri olan Ereğli’ye İstanbul’dan “İdare-i Mahsusa” vapurları düzenli sefer yapıyorlardı.

Balkan savaşında (1912) Bulgar işgali sırasında, bölge halkı zorlu günler geçirmiş,ancak hemen sonra M.Ereğlisi ve Tekirdağ kıyılarına çıkarma yapan Osmanlı ordusu, Bulgarları geriye püskürtmüştür. 20 Temmuz 1920 günü sabahı, İngilizlerin himayesindeki Yunanlılar, Ereğli ve Tekirdağ kıyılarına çıkarma yapmışlardır.

İstiklal Savaşında “Trakya-Paşaeli Mudafaa-ı Hukuk Cemiyeti” düşman işgalinden kurtulmak çabalarını sürdürmüştür. Anadolu ‘da Büyük Taarruzun başlaması ile , Türk Ordusunun önünden kaçan çok sayıda Rum, deniz yoluyla Ereğli’ye gelmiş, daha sonra Çorlu’ya geçerek Yunanistan’a gitmişlerdir. Nihayet 1922 yılında tekrar Türklerin eline geçmiştir.

Marmaraereğlisi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tekfurdağı (Tekirdağ) sancağının kazası halindeydi.

Eski Ereğli (Gümüşyaka) , Sultanköy ve Çeşmeli’ deki büyük çiftliklerde, Balkanlardan gelen göçmenler iskan edilmiştir. Böylece bu göçmenlerin yerleşmesi sonucunda M.Ereğlisi bir gelişme göstermiştir.

Marmaraereğlisi 1940 yılına kadar, köy statüsü durumundaydı. Bu tarihten sonra 7 köyün birleşmesi ile (Çeşmeli, Eski Ereğli, Sultanköy, Şahpaz, Türkmenli, Yakuplu, Yeniçiftlik) Çorlu ilçesine bağlı nahiye haline getirilmiştir.

Marmaraereğlisi 16.6.1987 tarih ve 3392 sayılı kanunla ilçe olması kabul edilmiştir.

İlçe merkezi üç mahalle (Muhacir, Cedit Ali Paşa, Dereağzı Mahalleleri), iki belde (Yeniçiftlik beldesi) ve üç köyden meydana gelmiştir.

Marmaraereğlisi’nde biri ilçe merkezi, iki de kasaba (Yeniçiftlik, Sultanköy) olmak üzere üç belediye teşkilatı vardır.

Tekirdağ iline 40 km uzaklıkta olan Marmara Ereğlisi, Tekirdağ ilinin en doğuda yer alan ilçesidir. Kuzey ve batıdan Çorlu, doğudan İstanbul ilinin Silivri ilçesine komşudur. Güney yönden ise Marmara Denizi ile sınırlıdır. 183 km² yüzölçümü ile Tekirdağ ilinin en küçük ilçesidir.

M.Ereğlisi, Trakya kıyılarından Marmara’nın içine doğru uzanan bir burnun ucundadır.Daha ilk bakışta göze çarpan iki önemli özelliği vardır. Bunlardan ilki doğusunda yer alan çapı 1600 metreye yaklaşan ve daireye yakın güzel bir tabii koydur. Öteki kıyıları sellerin ve akarsuların taşıdığı topraklar ile yüzyıllar boyunca sağlaşmıştır.

İlçe arazisinin büyük bölümü, alçak düzlüklerden oluşur. Kıyı boyunca genellikle doğal kumsallar yer alır. Kıyı çizgisinden sonra 20 metreye kadar yükselen iki kıyı taraçası sıralanır. Nihayet daha geride 100-150 m. yükseklikler arasında aşınım düzeyi başlar. İlçenin en yüksek kesimi, batıda Çeşmeli Köyü ve çevresidir. Burada Sarıyer tepe (161 m), Pazarlı tepe (154 m) başlıca yükseklikleri oluşturur.

İlçede en fazla kahverengi orman toprağı ile kızıl renkli topraklar yaygındır.

Yıllık sıcaklık ortalaması 13.5 co dir. Yaz mevsiminde sıcaklık ortalaması 22 Cº civarındadır. Kış mevsimi Trakya’daki bir çok yerden daha ılık geçer. Kar yağışlı gün sayısı fazla değildir.

Yıllık yağış ortalaması 580 mm. civarındadır. Yağışlar daha çok kış aylarında toplanmıştır. Yaz aylarında güney batı doğrultulu lodos rüzgarı, kısa süreli ani sağnaklara neden olmaktadır.

Marmaraereğli gerek karayolu, gerekse deniz ulaşımı bakımından önemli bir coğrafi konumda yer almaktadır. Roma İmparatorluğu döneminde, başkent Roma’yı doğuya bağlayan “Via Egnatio” yolunun buradan geçtiği tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, İstanbul’u Belgrat’a bağlayan karayolu, Çorlu’dan sonra sahildeki Ereğli’ye inerek, buradan Yedikule üzerinden İstanbul’a ulaşmaktaydı. Diğer bir önemli yol olan İstanbul-Selanik yolu, Topkapı-Yarımburgaz üzerinden Ereğli’ye gelmekte ve daha sonra iç kesime yönelmekteydi. Ereğli aynı zamanda, deniz ulaşımı bakımından da stratejik bir öneme sahiptir.

Ereğli Limanı’nın tarihin hemen her dönemimde gerek ticari, gerekse askeri amaçlarla yoğun biçimde kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle yakın yıllara kadar buraya, İstanbul’dan düzenli vapur seferleri yapılmaktaydı. Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal Savaşı yıllarında defalarca tahrip edilen liman, 1942 yılında askeri amaçla onarılmış, 120 metre uzunluğunda yeni bir liman inşa edilmiştir. Ayrıca özel sektöre ait bir liman mevcuttur. Marmaraereğlisi’ ne İstanbul ve Tekirdağ’dan, D-100 ve D-110 karayollarını kullanarak kısa sürede ulaşmak mümkündür. İlçenin, Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan yolun üzerinde olup, İstanbul’a 98 km. Tekirdağ’a 40 km. mesafededir. 14 km.’lik bölümü yüksek standartlı, Seymen yolu olarak nitelendililen toplam 30 km. karayolu ile Çorlu’ya ulaşılmaktadır.

Muratlı
Muratlı, İstanbul – Edirne ve Tekirdağ – Edirne hattı üzerinde önemli bir merkez olup eski sefer yolları arasında bir geçit yeri üzerindedir. Osmanlı hükümdarı l. Sultan Murat, sefer dönüşü bu bölgeden geçerken eski karayolu köprüsünün güneyinde ordugah kurmuş ve bu alanı çok beğenmiş.

Muratlı’nın ismiyle alakalı şu rivayet anlatılır:

Yaveri hükümdarına:

-Sultanım bu beldeyi çok beğendiniz. Bu beldeye ne ad verelim?

diye sormuş.

Sultan:

- “Murat Eli olsun “, diye ferman buyurmuş.

Böylece tarihe ve coğrafyaya bu adla geçmiştir. Zaman içerisinde bu adın söylenmesi biraz zor gelince Murat Eli, Muratlı’ya dönüşmüştür. Tarihin önemli bir olayı da hemen Muratlı’ya yakın Büyük Karıştıran ‘da geçmiştir. İkinci Beyazıt oğlu Yavuz Sultan Selim ile bu topraklarda savaşmıştır. Yavuz Sultan Selim, Edirne’ye doğru giderken Muratlı ilçesine bağlı Yukarı Yeşilsırt köyünde Ulaz mevkiinde ölmüştür.

Muratlı Cumhuriyet döneminde Atatürk tarafından göçmenlerin yerleştirilmesiyle kurulmuş bir ilçemizdir.

Muratlı merkezinin çok eski zamanlardan beri meskün bir yer olduğunu İnanlı Tarım İşletmesi (Eski adıyla İnanlı inekhanesi ve aygır deposu)yakınında bulunan ve Zindan Üstü (Şimdiki Sarı Bayır) adı verilen yerde şehir kalıntılarının temellerinden çıkan küp ve bakır parçalarından anlaşılmaktadır. Muratlı Bağlar mevkiinin de eski yerleşim yeri olduğu bilinmektedir.

19. Yüzyılın sonlarında demiryolu geçinceye kadar (1870) 17 hanelik bir yer olan Muratlı, sonraları 30-40 haneye ulaşmıştır. Köy gelişerek 1910 yılında nahiye (bucak) merkezi olmuştur.

Cumhuriyet devrinde göçmenlerin ilçeye yerleştirilmeye başlaması ile Muratlı hızla büyümüştür. İlçe uzun zaman Çorlu kazasına bağlı bir nahiye olarak yönetilmiş, 01.09.1957 tarihinde ilçe olmuştur.

Muratlı ilçesi idari yönden 6 mahalle ( Fatih, İstiklal, Kazım Dirik, Kurtpınar, Muradiye, Turan ) ve 16 köyden oluşmaktadır.

Muratlı, 1959 yılında elektriğe kavuşmuş, 1971 yılında ise ulusal şebekeye bağlanmıştır. 1968 yılında ilçe düzenli suya kavuşmuş, 1972 yılında ise yeterli duruma getirilmiştir.

Muratlı, il merkezine 24 km uzaklıkta olup, doğusunda Çorlu ilçesi, güneyinde Tekirdağ ve kuzeyinde Kırklareli ilinin Lüleburgaz ilçesi bulunur.

Yüzölçümü 427 km² ‘dir. İlçede yüksek dağlar ve vadiler yoktur. İlçe toprakları genellikle geniş tabanlı ve bereketli düz alanlardan (ovalardan) oluşur. Bazı kesimler engebeli olmakla birlikte bunların yükseklikleri çok azdır.

Kaynağı ilimiz sınırları içinde olan en önemli akarsu Ergene güney-batıya doğru akarak Muratlı yakınlarındaki İnanlı köyüne kadar Çorlu ve Vize sularıyla birleşerek Ergene nehri (çayı) adını alır.

İlçenin sahip olduğu toprakları çok büyük bir kısmı tarıma elverişlidir. İlçenin orman yapısı yok gibidir.

Kara iklimine sahip olan ilçe kış aylarında soğuk ve yağışlıdır. Yazlar da genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 587.6 mm’dir. Sıcaklık ortalaması 18.7C ’dir.

İstanbul-Edirne demiryolu, Çerkezköy–Çorlu ve Muratlı istasyonlarından geçer. Uzunluğu Muratlı İlçesi sınırlarında 21 Km. dir. İlçede bir istasyon şefliği bulunmaktadır. İstasyon 5 yoldan meydana gelmiştir. İstasyonun 1. Yolunda 300 m. Uzunluğunda 7 metre eninde yükleme ve boşaltma rampası vardır. D.D.Y. Muratlı Tren İstasyonu:1870 yılında Avusturya’lılar tarafında inşa edilmiştir. 1937 yılına kadar, Faransız demiryolu şirketi tarafından işletilmiştir. Aynı yıldan itibaren TCDD İşletmesine geçmiştir. D-110 ve D-100 karayollarını birleştiren karayolunun ilçeden geçmesi yörenin yurtiçi ve yurtdışı ulaşımını kolaylaştırmaktadır.

Saray
Saray’ın eski bir yerleşme merkezi olduğu, Güneşkaya (Güneşli) mevkiindeki tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Tekirdağ ilindeki en eski yerleşme bölgelerinden Saray ilçesi sınırları içindeki Güneşkaya ve ve Güngörmez mağaralarında Paleolitik (Eski Taş Devri) ve Kalkolitik yerleşme izlerine rastlanmıştır.

İlçe; Bizans döneminde küçük bir yerleşme birimiydi. Osmanlılar döneminde ise Istırancaların güney eteklerini izleyerek iki başkenti Edirne’yi İstanbul’a bağlayan yol üzerinde yer almasından önem kazanmıştır.

Cengiz Han’ın soyundan gelen Kırım Hanları 18. Yüzyılda bu bölgede özellikle de Saray dolaylarında sürgün hayat yaşamışlardır. Bugün Saray Ayaz Paşa Camii avlusunda gömülü olan Kırım Hanları şunlardır:

ll. Devlet Giray Han: ölümü 1725, ll. Fetih Giray Han ölümü 1746, İslam Giray Sultan ölümü 1742, lll. Selim Giray Han: ölümü 1785, lV. Devlet Giray Han: ölümü 1780, Şahbaz Giray Han: ölümü 1792,

Saray, Fatih döneminden 19. Yüzyılın sonlarına kadar Edirne Vilayeti Kırkkilise (Kırklareli) Sancağı’nın Vize kazasına bağlı bir nahiye olarak yönetilmiş.1916’da Kırkkilise sancağına bağlı bir kaza merkezi olmuştur.

Milli mücadele sırasında bütün bölge ile birlikte Yunan işgaline uğramıştır. 1920’ de başlayan bu işgal Mudanya Mütarekesi ile 15 Ekim 1922 ‘de İtalyanlara teslim edilen Saray, 30 Ekim 1922 ‘de ise Yunan işgalinden kurtulmuştur.

Saray ilçesi idari yönden 4 mahalle (Ayazpaşa, Kemal Paşa, Pazarcık, Yenimahalle) 2 Kasaba (Beyazköy, Büyükyoncalı ) ve 20 köyden oluşmaktadır.

Saray ilçesi, kuzeyde Karadeniz, Kırklareli, doğuda İstanbul, güneyde Çerkezköy, batıda Çorlu ile çevrilidir.

Yüzölçümü 612 km² olup İl merkezine uzaklığı 82 km’dir.İlçenin yükseltisi ise 140m’dir.

Düz bir alan üzerine kurulmuş bulunan ilçe topraklarının büyük bölümü Ergene Havzasında yer alır. Arazi kuzeydoğuda Yıldız (Istıranca) dağlarına doğru yükselerek uzanır. İlçenin en yüksek noktası Yıldız dağları üzerinde yer alan Karatepe’dir.(473m)

Trakya bölgesine hayat veren Ergene nehri Saray ilçesindeki Karatepe Güneşkaya mevkiinden doğar. Diğer iki akarsu Vize suyu ile Galata deresidir.Vize suyu ilçe dışında Ergene nehrine karışırken, Galata deresi Saray ilçesinin doğusundan geçip Çerkezköy ilçesinde Ergene nehrine ulaşır.

İlçenin sahip olduğu toprakların 314.895 dekarı kullanılan tarım alanları teşkil ederken orman ve fundalık alanlar 255.665 dekardır.

Trakya’da tek Karaçam ormanı Saray Kastro yöresinde bulunur. Bu sebeple Kastro yöresindeki 329 hektarlık Karaçam ormanı 18 Nisan 1988 tarihinde doğayı koruma alanı (Milli Park) olarak ayrılmıştır. Yıldız Dağları (Istranca) ormanlıktır. Bu ormanlarda geniş yapraklı ağaçlardan, meşe ve karaçam hakimdir. “Bahçeköy” bölgenin önemli orman işletmelerinden biridir.

İlçede kara iklimi hakimdir.Kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir.Yazlar sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 678.2 mm’dir.

Tekirdağ’ın Karadeniz’e açılan tek kapısı durumundaki Saray; Istıranca dağlarının güney eteklerinden geçen İstanbul-Kırklareli yolu üzerindedir. İl merkezine Çorlu-Çerkezköy ilçeleri üzerinden 81 km, Muratlı ilçesi- Vakıflar kavşağı üzerinden 78 km’dir.

Şarköy
Şarköy ilçesinin batısında Kızılcaterzi köyü Buruneren çiftliği ve Fener Karadutlar mevkii ile Sofuköy’de İ.Ö. 6000-3000 yıllarına ait yerleşmeler tesbit edilmiştir. Bu yerleşmelerde savaş ve günlük kullanım aracı olarak kullanılan taş baltaların üretildiği ortaya çıkarılmıştır.

Şarköy İğdebağları (Araplı) köyü Kozmanderesi mevkiinde erken devir çağına ait (İ.Ö.1200) bronz eserler bulunmuştur. Bu eserler o dönemin maden kültürünü ne derece önemli olduğunu göstermekle birlikte aralarında Miken kılıçlarının da bulunması Ege dünyasıyla Trakya arasındaki ilişkileri göstermektedir.

M.Ö. 750-550 yılları arasında Yunanlılar Traklarla karşılıklı anlaşarak il kıyılarında koloniler kurmuşlardır. Kipert’in antik haritasına göre, il sınırları içinde ve Marmara Denizi kıyısında kurulan koloniler batıdan doğuya doğru şunlardır: Heraklea (Eriklice), Hora (Hoşköy), Ganos (Ganoz), Bizatnhe-Panion (Barbaros). M.Ö. 168-M.S. 395 yılları arasında bölgeye Romalılar hakim olurlar. Bu dönemde yöre, yarı bağımsız yaşamış fakat Trak kavimleri Romalılar’ın hakimiyetine uzun zaman direnmişlerdir.

Şarköy’ün bugünkü yerinde Antik ve Bizans devri haritalarında Tristatis, Agora gibi oturma yerlerine rastlanmaktadır. Rumeli’yi fetheden Orhan Bey’in en büyük oğlu Süleyman Paşa zamanında ŞEHİRKÖY diye anılan adı, buraya Anadolu’dan göç eden Yörük Türklerin ağzında, şehirden Şar’a dönüştürülmüş ve Şarköy diye söylenmiştir.

Süleyman Paşa 1354 tarihinde Gelibolu’yu aldıktan sonra Şarköy ve Mürefte’yi alamadan fütühatını Tekirdağ’a uzatmıştır. 1356 tarihinde ani ölümünden önce Şarköy’ü de fethetmiştir. Süleyman Paşa’nın ölümünden sonra Şarköy’ü Bizanslılar tekrar geri almışlar ise de, I. Sultan Murat tahta geçer geçmez, 1362 yılında Şarköy’ü yeniden almıştır. Osmanlı Türkleri’nin Rumeli’yi almalarını sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler, onlardan kurulmuş Yayalar ve Müsellemler gelir. Sultan Orhan zamanında başlayıp Fatih’e kadar, gittikçe hızı azalarak süregelen ve büyük Yörük akını, çok kısa zamanda il topraklarını kolayca doldurdu ve Türkleştirdi. Örneğin; Araplı (İğdebağları) Köyü Suriye Yörükleri tarafından kurulmuştur.

Balkan Savaşı’nda ordularımız 15-21 Ekim 1912 tarihli Lüleburgaz Savaşı’nda yenilince Çatalca’ya kadar çekildi. 4-20 Kasım tarihinde Çatalca’ya saldıran Bulgarlar bir netice alamayınca iki aylık bir mütareke imzalandı. Bu arada Şarköy ve Gelibolu cephesini 2. Tümen takviyeli olarak savunmakta idi. Mütareke bitince Bulgarlar 22 Aralık 1912 tarihinde 10. Kolordu taburlarını Marmara kıyılarından taşıyarak Şarköy’e çıktılar. 10 Haziran’da ordumuz taarruza geçerek Şarköy, Mürefte başta olmak üzere tüm Trakya topraklarını Bulgarlar’dan kurtardılar.

I. Dünya Savaşı sonrası gelişen olaylar neticesinde 20 Temmuz 1920 günü Yunanlılar Tekirdağ kıyılarına çıkartma yaptılar.Rum ve Ermeniler’in içerden savaşa katılmaları ve Yunan işgal kuvvetlerine yardımcı olmaları sonunda birliklerimiz gerilediler.Şarköy 2,5 yıl kadar Yunan işgali altında kaldı. Şarköy 17 Kasım 1922 günü Yunan işgalinden kurtuldu.

Şarköy’ün hangi tarihte ilçe olduğu bilinmemekte ise de; 30 Mayıs 1926 tarih ve 877 Sayılı Mülki Teşkilat Kanunu ile bağlı bulunduğu Gelibolu ilinin ilçe olması üzerine Gelibolu’dan bağlantısı kesilerek Tekirdağ iline bağlanmış, bu tarihte ilçe olan Mürefte ise bucak merkezine dönüştürülerek köyleriyle birlikte Şarköy ilçesine bağlanmıştır.

Şarköy ilçesi idari yönden 3 mahalle (İstiklal, Cumhuriyet, Cami-i Kebir), 2 belde ( Mürefte, Hoşköy) ve 26 köyden oluşmaktadır.

Şarköy, İl Merkezine sahil yolu ile 68 km, E 23 Kara Yolu ile 93 km`dir. Kuzeyinde Malkara, kuzeydoğusunda Tekirdağ, güney ve güneydoğusunda Marmara Denizi ve batısında Gelibolu bulunmaktadır. Yüzölçümü 555 km² ‘dir.

Şarköy ve Mürefte’ye Ganoz Dağları hakim olup 945 m yüksekliği olmasına rağmen deniz kıyısından itibaren ani yükselme gösterdiğinden ulu bir dağ görünümü arzetmektedir. Marmara Çukurları ile Ganoz Körfezi arasında Muratlı ve Çorlu’dan başlayarak güneybatıya uzanan üç fay bulunmaktadır. Bundan dolayı ŞARKÖY-MÜREFTE-TEKİRDAĞ Türkiye’nin depreme hassas bölgelerindendir. MTA Enstitüsü tarafından bölge birinci derecede deprem bölgesi ilan edilmiştir. Şarköy’ün kuzey, doğu ve batı yöreleri oldukça engebelidir. Şarköy ilçe sınırları içinde kalan kıyılarda denize ulaşan derelerin yataklarında oluşan ova Şarköy kıyı ovasıdır. Şarköy ovası Tekir Dağlarının güney eteklerinde Hoşköy’den Kızılcaterzi’ye kadar uzanan bir alüvyon ovasıdır. Şarköy ovasının gerisinde kıyı taraçaları yer alır. Özellikle Mürefte ve Şarköy kıyılarında bu taraçalar diğer kıyılara oranla daha belirgindir.

İlçe hudutları içinde kalan topraklarda akan en önemli akarsular şunlardır; Gaziköy, Hoşköy, Gölcük ve Tepeköy dereleri. Dereler yaz mevsiminde ya tamamen ya da kısmen kururlar. Gölcük Deresi ilçenin kuzeyini takip ederek Saroz Körfezine dökülür.

İlçenin doğal bitki örtüsü: Marmara Denizi’ne bakan yamaçlarda iklim tipine uygun olarak gelişme gösteren makiler ve fundalıklardır. İç kesimlerde ise kışın yapraklarını döken meşe türleri, gürgen, dış budak, ıhlamur, çınar ve karaağaç görülmektedir.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişli değildir. Orman bölgesi bakımından oldukça zengindir. (203.090 dekar)

Şarköy, yarı nemli iklim tipine girmektedir. Akdeniz iklim tipi ile Karadeniz iklim tipi arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. İçerilerde daha ziyade karasal iklimin etkisi görülür. Yıllık yağış ortalaması 550.6 mm'dir.

Tekirdağ-Malkara yolunun 48. Kilometresinde Karıştıran’dan güneye ayrılan 38 km’lik yolla D-110 Karayoluna bağlantılıdır. İl merkezine uzaklığı 86 km’dir. Ayrıca ilçe merkezi Gelibolu’ya bağlı Kavak Köyü kavşağından 24 km’lik bir asfalt yol ile Keşan-Gelibolu yoluna bağlantılıdır. Şarköy-Gelibolu arası 54 km’dir. Şarköy’ü Tekirdağ iline bağlayan sahil yolu yeterince kullanılabilecek durumda değildir. Şarköy’e düzenli bir deniz ulaşımı yoktur. Küçük tonajlı ve gezi motorları iskeleden istifade edebilmektedir. Yazları Avşa ve Marmara Adaları’na Şarköy’den motor seferleri düzenlenir.
Kapaklı
Kapaklı, 1970 lerde ağırlıklı olarak tanm ve hayvancılıkla geçinen bir nüfusa sahipti. 1973 yılından sonra Çerkezköy Organize Sanayinde fabrikaların çalışmaya başlamasıyla birlikte burada yaşayanlar işçi olarak çalişmaya başladı. Yıllar geçtikçe kurulan fabrikaların sayılarının artmasına paralel olarak Kapaklı'da çalışan sayisi da artış gösterdi. 6 Aralık 2012 tarihinde be§ tane köy ve bir belde Kapaklı'ya bağlanarak Kapaklı'nın yeni mahalleleri oluştu. Daha önce köy statüsünde olan Uzunhacı, Karlıköy, Bahçeağıl, Yanıkağıl ve Pınarca mahallelerinde yerel halkın büyük bir çoğunluğu, yaklaşık 5000 kişi tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlarken. Kapaklı merkez mahallelerinde ve Karaağaç Mahallesi'nde yaşayanların büyük bir çoğunluğu sanayi kuruluşlarında çalışarak geçimini sağlamaktadırlar. 

1234 ha alana kurulu olan Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinin büyük bir kısmı Kapaklı İlçe sınırları içerisinde yer almaktadır. Burası Türkiye'nin en büyük ve en köklü sanayi bölgelerinden biridir, istanbul'a yakınlığı ve geniş ulaşım imkanları nedeniyle ( TEM Otoyolu, Çerkezköy Tren yolu, Tekirdağ Limanı, Çorlu Havalimanı, Istanbul Havalimanı) sürekli gelişme göstermektedir. Burada 321 sanayi parselinde 284 firma üretim ve inşaat halindedir. Buradaki firmaların 29'u yabancı ülke yatırımlarına aittir. 321 parselin dışında 3000 m2 nin altında 39 küçük parsel ve parsellerde üretim yapan 23 firma mevcuttur. 

Ayrıca Karaağaç mahalle sınırlanmız içinde yeni kurulan ıslah OSB alanımızda da 35 adet parselde bazıları inşaat bazıları faal durumda fabrikalar mevcuttur. Islah OSB'den normal OSB'ye geçiş çalışmaları devam etmektedir. Hem ıslah OSB de hem de Çerkezköy OSB alanındaki çeşitli büyüklükteki bu firmalarda yaklaşık 60.000 kişi çalışmaktadır. Bölgemizde bulunan farklı ölçekteki sanayi kuruluşlarının çoğunluğu Türkiye'nin önde gelen sanayi kuruluşlarındandır. 2013 yılında açıklanan Türkiye'nin en büyük ilk 500 sanayi kuruluşunun 20 tanesi, ikinci 500 büyük kuruluş listesinin 14 tanesi bölgemizde yer almaktadır. Ayrıca 2013 yılında açıklanan Türkiye'nin büyük 1000 ihracatçı firması listesinde bölgemizden 24 firma yer almaktadır. Bu sanayi kuruluşlarının büyük bir kısmı Dünya'nın çeşitli ülkelerine ihracat yaparak hem bölge ekonomisine hem de Türkiye ekonomisine büyük katkı sağlamaktadırlar. Her geçen gün sanayi kuruluşlarının sayısı artmakta ve buna bağlı olarak çalışan sayisi da artış göstermektedir.
Ergene
İlçemiz Ekonomisi sanayiye ve tarıma dayalıdır. Hayvancılık eskiye nazaran önemini kaybetmiştir. Ergene ve çevresi ülkemizde sanayileşmenin en hızlı geliştiği bölgelerin başında gelmektedir. İlçede  (2) Adet Banka bulunmaktadır.
Göç nedeniyle ilçemizde inşaat sektörü de canlı durumdadır. Kamu kesiminde çalışan Askeri ve Sivil personel dışında ticaretle uğraşanlar, esnaflık yapanlar, fabrikatörler gelişmiş durumdaki küçük sanayi işleriyle uğraşanlar ilçe ekonomisinin temelini oluşturmaktadır.
                     

Tekirdağ İli ve çevresi, özellikle son yıllarda büyük bir metropol haline dönüşen İstanbul İlinin baskısı altında kalmış, İstanbul’un git gide tükenen arazi olanakları ve diğer bazı nedenler sanayileşmeyi, geniş arazileri ve büyük kente olan ulaşım kolaylığı ile Ergene, Çorlu ve Çerkezköy İlçelerine itmiştir. Bunun sonucu olarak, daha çok tarımla uğraşan bu ilçeler, giderek birer “Sanayi Kenti “ haline gelmiştir.

İlçemizde Çorlu Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı olup, (Çorlu ile birlikte) faaliyet gösteren (755) adet Gayri Sıhhi Müessese, yaptıkları üretimle ilçe ve yurt ekonomisine büyük katkıda bulunmakta ve binlerce kişiye iş imkanı sağlamaktadır. Ancak söz konusu sanayi tesislerinin bazılarının arıtma tesisinin olmaması, bazılarının ise yetersiz olması veya gerekli alt yapı oluşturulmadan faaliyete geçirilmesi gibi sebeplerle ilçemiz toprakları ve akarsuları çevre kirliliği ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bölgemizde plansız ve sanayileşmenin ağır bedeli son yıllarda şiddetli hissedilmektedir. İlçemizde özellikle bilinçsiz bir şekilde el değiştirmeler ve yasal engellerin olmayışı nedeniyle verimli tarım arazilerinin amacı dışında endüstri kuruluşlarının hızla çoğaldığı sanayi bölgesi olarak kullanılması ve bunun sonucu olarak da bu bölgenin hızla bir sanayi çöplüğü haline dönüştüğü gözlenmektedir.
Bilinçsiz sanayileşme endüstriyel tesislerde hızlı bir artış ve beraberinde geniş iş olanakları yaratarak yoğun bir göçüde getirmiş, kısıtlı alt yapı olanaklarına rağmen bölgedeki yerleşim birimleri taşıyabileceklerinden daha fazla bir insan kalabalığı ile dolmuştur. Ulaşımdan Enerjiye ve Konuttan Eğitime kadar talepler ard, arda gelmiştir.
Tekirdağ bölgesinin bazı sektörlerdeki üretiminin, ülke toplam üretim veya tüketim içindeki paylarına baktığımızda, İlçemiz Rafine Ayçiçek Yağı ülke üretimin %13 ünü, Margarin Yağı ülke üretiminin % 42 sini, Ambalaj Kağıdı ülke üretiminin % 40 ını, İşlenmiş Deri Ülke üretiminin  % 26 sını ve Değişik dallardan Tekstil Üretiminin % 10 unu karşılamaktadır.
Özellikle 1970 lerde başlayan sanayileşme süreci ile birlikte tarihsel olarak tarımın egemen olduğu ilçemizde sanayileşme ön plana çıkmıştır. Ergene’de İşgücü bakımından tekstil ve boya fabrikaları çoğunlukta olup, ilk sırayı aldığı görülmektedir. Bu tüm fabrikalarda çalışanların % 53.86 sını teşkil etmektedir. Yer altı suyunun yüzeye yakın olması, bol su kullanan tekstil için ideal bir bölgede olan Ergene, Tekstil Firmalarının ilgisini çekmektedir.
İkinci sırayı deri, deri konfeksiyon, ve ayakkabı fabrikaları almaktadır. Tabakhaneler Ergene’ nin  Güney batısında  Çorlu Deresinin kenarında toplanmışlardır. (6.000) çalışanı ile bu işletmelerde yılda ortalama (25.000.000) adet Küçükbaş, (50.000) ton Büyükbaş hayvan derisi işlenmektedir. Ülkemizde yapılan ihracatın % 37si buradan gerçekleştirilmektedir. Ayrıca Kürk-Süet üretiminin Türkiye’deki merkezinin  Ergene olması bu bölgeye başka bir özellik katmaktadır.
Tekstil-Boyama Fabrikaları, Deri ve Deri Konfeksiyon, Ayakkabı fabrikalarıyla birlikte ele alındığında bu iki sektörün toplam sanayi işgücünün % 65.32 sini çalıştırdığını ortaya koymaktadır. Halen mevcut olan büyük kapasiteli tesisler, bölgede üretilen ayçiçeğinin tamamını işleyecek seviyededir. Aynı durum kağıt fabrikaları, un fabrikaları ve elektronik fabrikaları içinde geçerlidir. Otomotiv sanayi kollarının önümüzdeki yıllarda yükseleceği verilerden anlaşılmaktadır.
Velimeşe ile Karamehmet Mahalleri arasında iki bin dönümlük arazi üzerinde kurulu bulunan Avrupa Serbest Bölgesinde tamamının bitmesi halinde yaklaşık (200)  fabrika ile 25.000 kişiye iş istihdamı sağlayacağı düşünülmektedir. Halen (141) fabrika üretim faaliyeti göstermekte olup (3500) kişi istihdam edilmektedir.
 
Avrupa Serbest Bölgesinin 2013 yılı Ticaret hacmi Türkiye’den Serbest Bölgeye yapılan satış (86.000.000,00 Dolar), Bölgeden Türkiye’ye yapılan satış (241.000.000,00 Dolar), Yurtdışından Bölgeye yapılan satış (447.000.000,00 dolar), Serbest Bölgeden Yurtdışına yapılan satış (402.000.000,00 dolar), olarak gerçekleştirilmiştir.
1980 li yılların başından itibaren fabrikaların yoğun olarak yer aldığı İstanbul-Edirne D-100 Karayolu üzerinde sağlı ve sollu olarak yeni fabrika inşaatları yerleşmiş durumdadır. Bu bölgede özellikle Tekstil, Boyama, Deri, Ayçiçek Yağı,  Kağıt, Makine imalatı, Dondurma fabrikaları. Ergene-Çerkezköy yolu bölgesinde, Tekstil, Boyama, Kablo, Meşrubat, Kazan fabrikaları faaliyette bulunmaktadır.
 Ergene Deri Organize Sanayi Bölgesi 1998 yılında 120 Hektar alana kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. Halen (112) adet deri fabrikası bulunmakta olup, 6.000 kişiye istihdam sağlamaktadır. Biri 3.000 m3/gün, ikincisi 4.500 m3/gün kapasiteli iki adet arıtma tesisi bulunmasına rağmen bölgenin en önemli sorunlarından biri olan çevre ve özellikle atık su sorunu nedeniyle 36.000 m3/gün kapasiteli üçüncü atık su arıtma tesisi yapılarak faaliyete geçirilmiştir.  Tekstil Sektörüne ağırlık verilmek üzere Ergene Organize Sanayi Bölgesinin bir an önce kurularak faaliyete geçirilmesi ve çarpık sanayileşmenin önlenmesi gerekmektedir.
 
 
  • Pamer Akedemik Yayinlar Veri Tabanı
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • Tekirdağ Polis Eşleri Kaynaşma-Yardımlaşma Derneği
  • UPEM
  • TUBİM
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • UTSAS Sempozyumu
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER